Üzüncün Genç Acıları

0
yayınlandı Şubat 4, 2014 by Yusuf Tosun in Deneme
umitsahin-300x450

“Eskisi gibi kaderin önümüze çıkardığı acıları sonuna kadar çekip durmayacağım.”

(Goethe)

Hayatın değişmez yazgısıdır dünyaya ağlayarak doğmak… Yaşanan acılar, hayatı anlamlandırmada bir katalizör oluverir çoğu kez. Acılarla yoğrulan hayat, yaratıcı olmaya daha elverişlidir çünkü.

Aslında bütün insan tiplerinin hayatı ortak dinamiklerle doludur. Belki de, farklı olan sadece renklerdir. Kimi soluk, kimi iddialı renkler. Farkında olmadan, kimimiz iddialı, kimimiz soluk renkleri seçeriz ince uzun hayat tünelinde. Hayatın acımasız zorluklarıyla pençeleşir ya da pes ederiz sonunda. Bazen, en kolay olan ölümü bile beceremeyiz.

Kadere boyun eğiş yok… Çünkü kaderi oluşturan bizim hayatımızdır.

Mutluluk nehri, dağların doruğundan akmaz her zaman. Çünkü aşkın nehir yatağını belirleyen vadidir çoğu kez. Ruhlar; en dipte kaynayan aşk kazanı… Beden ise; patavatsızca yükselen haşin dağlar. Aşk, usulce nehir yatağından akıp geçince, dağlar da rahmet damlalarıyla bezenirler o zaman.

Saf, yalın, hakiki aşkın acısını, sevgi deryasına dönüştürür Geothe, kadere isyan bayrağım açarak. Sanki içinden bir şeyler kopuyor sonbaharın gelişiyle.

Aşkın kolu kanadı kırıktır Genç Warther’in Acılarında. Bir sonbahar mevsiminin hüzün esintileri içini kaplar bir anda.

Öyle ya; ölüm, sonsuzluğa atılan ilk cesaretli aşk adımı değil midir?

Çaresizlik okyanusunda kaybolup sonsuzlaşmak, tek çaredir âşıklar kitabında. Kadehi sevgilinin elinden almayı, bu ilk adımda yaşamalı. Sevgilinin temizlediği silahı, titreyen ellerden alıp, sonsuzluğa atılan ilk adım… Yok olmak, yok! Sonsuzluğa gür olarak filizlenmek için, silahın tozlarını sevgili temizlemeli.

Çünkü o silahtır hakiki aşkı ateşleyecek olan.

Sevgilinin dudağının yaktığı dudakta ölümü yaşamak ne kadar lezzetli. Onun baktığı gözbebeklerinin içinde eriyip kayboluyor insan adeta. Sevgiliye hiç bile bile öldürücü aşk zehiri sunulur mu, demeyin? Aslında sevgilinin, hayatta edinebileceği tek arzusudur bu kadeh.

Ayrılığın acısı; sönmesi mümkün olmayan aşk ateşi bırakır insan yüreğinde. Tekrar görüşmek… Ama ölen ruhların görüşmesi. Belki de tek tesellisidir aşkın bu ince avuntusu.

Beden aşkı anlamaz, aşkı yaşayan ruhtur gerçekte. Acının potasında erimeyen sevgi eksiktir âşıklar otağında.

Gerçek sevgi, kalpten kalbe akan müthiş bir nehirdir. İlk görüş, ilk bakış, ilk seziş kalıcı izler bırakır aşk nehrinde. Burnunda sevgi türküleri tütmeye başlar o zaman insanın. Taze şarap içmiş gibi esrik bir ruha bürünür insan.

“Mutlu ailelerin hepsi birbirine benzer, her mutsuz aileninse kendince bir mutsuzluğu vardır.” diyor Tolstoy Anna Karenina’sının ilk cümlesinde. Mutluluklar, birbirine benzeyen monoton heveslerdir. Önemli olan, mutsuzluğun peyda ettiği acı gölden devşirilecek olan güllerin bahşedeceği mutluluktur. Çünkü ciğerlerimizi söküp atarcasına ruhumuza işleyen acının esin nehri besliyor bu acı gölü.

Zamanın tozlanmış raflarındaki mutluluk köhnenmişse, mutsuzlukta mutluluğu aramalı. Izdırapların dudakta bıraktığı aşk ateşi, sonsuza dek yakar o zaman dudaklarını aşkın. İşte budur mutsuzluğun mutluluğu.

Acıların lezizliği, geride tatlı anılar bırakıyor. Geçici birer yolcuyuz hepimiz. Bir solucandan, bir böcekten ne farkımız var bizim.

Tıpkı Faust gibi, ruhi bir bunalım yaşıyoruz. Öyle ki, göklerin sevgili ışığı güneş bile, boyalı camlardan içeri sızarken bulanıklaşıyor. Tat alma yetimiz kayıp. Zamanın gürültülü tezgâhında, hayatımızı kazanmaya çabalıyoruz.

Kafka’nın meşhur böcek hikâyesi ya da Faust’un solucanı… Öyle tanımlıyor kendini Faust; “Ben ancak toprağı oyan ve bunun içerisinde beslenerek yaşarken, bir yolcunun ayağı altında ezilip gömülen bir solucana benziyorum.” Bir solucan… Tek gıdası toprak… Aynı zamanda tek öldürücü zehri de. Devlerin ayağı altında ezilen önemsiz bir böcek… Ya da bir sabah böceğe dönüşünce ancak hayatı gerçek yüzüyle tanıyan Kafka’nın Gregor Samsa’sı…

Bedenin zerresine varıncaya kadar, aşkın eridiği mahlûk hiç ızdırapsız yaşayabilir mi?

Sevgiliye uzanıp da varmayan eller kutsaldır şüphesiz. Hayat nehrinden akıp giden sevgi selleri kucaklamıyorsa seni, kadere isyan etmen boşunadır. Acıların sevgi deresinde güller açmıyorsa, üzülme sakın.

Ve hüzün gözyaşlarından bir mutluluk olarak akmıyorsa, yeni bir şafakta doğacak olan güneşi bekle!…


Yazar Hakkında

Yusuf Tosun


0 Yorum



İlk yorum yapan sen ol!


Cevap Yaz

(gerekli)