Şiirle Yikanmak

0
yayınlandı Şubat 4, 2014 by Seydi ALKAN in Genel
cumlem

Haftanın son günü, günün son ders saatiydi.Müzik dersi olması sebebiyle defterler hazırlanmış dersin bir an öncesi bitmesi bekleniyordu. Sınıfın çoğunluğu ilçenin köylerinden gelen öğrenciler olduğu için son ders eve dönüşte geçilmesi gereken son engeldi. Arkadaşlarımın çıkmaya hazırlandığı bu demlerde sınıfın arka sıralarına çekilmiş, gürültülü dersin sessizliğine talip bir kaçışla bitirmeye çalıştığım şiirin son mısrasına harfler arıyordum. Sınıfta  -onlara göre -sessiz, sakin bir çocuk olduğum için kimse arkalarda bi başıma oturmamın farkında bile değildi.

Biliyordum ki son mısranın gelmesi yakın, yazılması an meselesiydi. An gelmiş, zaman akmayı bırakıp durmayı seçmişti. Nilay dönemin son müzik dersinde final notunu almak için şarkıyı soylemeye başlamıştı. Herkesin bitse de evlerimize gitsek diye beklediği parça gönlümde dirilmelere, kalbimin göğüs kafesimden çıkmak için acımasız hamleler yapmasına sebep oluyordu. Kapalı gözlerim, pür dikkat sesine kilitlendiğim Nilay  ve tamamen soyutlandığım sınıf. Söylediği parça çok sevdiğim hafızamda kendine yer bulan bikaç parçadan bir tanesiydi. Eşlik ettim içimden sessizce. Sahi bir gün beraber şarkılar söylermiydik diye düşledim bir an için. Hayal dünyasında olmanın cüretkarlığıyla bana şarkılar söyleyeceği günü düşlüyordum. Sahi bir gün bana da şarkılar söyler miydi ? Çalan zil hayallerimizde bile cüretkar olamayacağımızı, düşlerimize sınırlar koyduğumuzu hatırlatmak ister gibi ara vermeden çalıyordu. Son dizesini geçirdiğim sayfayı defterden ayırıp ceketimin sol iç cebine – kalbimin tam üstüne – yerleştirmiştim. Eve varıncaya kadar defalarca şiiri okuyacak şiire son halini verip şiir defterine geçirecektim.

Okulun son haftalarıydı.  Dönemin bu son haftaralarında daha da zor gelmeye başlamıştı ayrılıklar. Sevdam mı perçinleşiyordu; yoksa artık kalbim iyice zıvanadan mı çıkmıştı ! Okulun kapanacak olması, aramıza girecek tatil belası ve günden güne artan sevgisini dillendirme düşüncesi. Son haftalarda daha çok hayaller kuruyor, ona sevgimi söylemek için farklı farklı senaryolar üretiyordum. Hep sevdama cevap verir o da beni sever diye görünüyordu gönül penceremden. Aksini düşünmek sevdalı için ne mümkün ! Zira en büyük ümitkardır sevdalı insan. Bu şiirle defterimde son bir boş sayfa kalacaktı. Defter bitince hiçbirşey demeden defteri verecektim ona. Dizelerimde saklı adını, gözlerinin renklendiği cümlelerimi ve baş harflerinden oluşturdğum kıtalarla anlatacaktım sevgimi. İki cepli sırt çantamı alıp köyün yolcu dolmuşunun en arka sırasındaki yerimi almıştım. Alışmıştım ücra arka köşelere. Sessizliğe mekan olur bu köşeler.

Eve vardığımda yemeği yedikten sonraki ilk işim şiir defterini aramak oldu. Abim veya başka biri görüpte okumasın diye eski kitap ve defterlerin arasına saklamıştım şiir defterini. Ancak bulamıyordum kitaplar eksik defter kayıptı. Olduğum yerde anneme seslendim yılgın ve titrek bir sesle. ‘Buradaki Kitaplar nerede ? ‘ diye seslenerek harcadım ilk umudumu… Annemin sıradan ve duygusuz bir sesle ‘suyu ısıtmak için ateşe attım’ demesiyle ateşler bastı bedenimi. Kalbimden vücuduma yayıldı ateşin alevleri. Canevimden vurulmuş gibiydim. Sıradan bir ritueldi eve dönüşlerde ateşle ısınmış su ile yıkanmak. Odunlar bitince dizelerim odun olmuştu ateşe.

Defter, suyu ne denli ısıttı bilinmez ama  beni yakıp sadece küllerimle bıraktığını şimdiymiş gibi hatırlıyorum. Annemin ‘Noldu yavrum !’ sözleriyle dönmüştüm dünyaya.  Tek olumlu yanı  Annemim -ya da başka birilerinin -şiirleri okumamış olmasıydı. Annemin şiirleri okumayışı bir dem rahatlatmıştı yangınımı.  Sevgiliye yazılan şiirin başkasının dilinde ne işi olabilir ki !

O suyla yıkandım o gün. Hiç bir şey diyemeden… Şiirin kokusu sinmiş, dizelerle ısınmış su temizledi solan hücrelerimi. Bir an gözlerimin dolduğunu farkettim halen yediremiyordum kendime. Nasıl olur, o kadar defterin içinde neden o defter diye hayıflandım tüm haftasonu. Ezberimde olan şiirlerin dışındaki tüm şiirler akıp gidiyordu bitkin bedenimden. O gün anlamıştım suyun yakıcılığını.

Daldığım hülyadan uyanıvermiştim dışarıdan gelen sesle. Elimdeki kitaba dönüp baktığımda hülyalara dalmama sebep o dizeler büyüyordu gözümde.

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su

Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

Fuzuli’nin  seneler önce yazdığı Su Kasidesindeki bu dize gönlümün köşesinde gizlenen anılara götürmüştü. Saklanmış ama kaybolmamış anılarım bir dizeyle çıkıvermişti karşıma.

“Ey gözlerim! Gönlümdeki yangını söndürmek için boşuna yaşlar serpip durmayın.

Çünkü benim gönlümde öyle bir yangın var ki, artık ona su kâr etmez.  “


Yazar Hakkında

Seydi ALKAN


0 Yorum



İlk yorum yapan sen ol!


Cevap Yaz

(gerekli)