Yaşanacak Bir Şey

0
yayınlandı Aralık 2, 2013 by Tugce Busra in Deneme

‘’ Kötü bir dünyada iyi bir Müslüman olarak kalınabilir mi?

Bu soruyu şöyle de sormak mümkündür: İyi bir Müslüman kötü bir dünya hayatının şartlarını sineye çekerek yaşıyorsa hâlâ iyi bir Müslüman olarak yaşamakta olduğunu savunabilir mi?  ‘’*

 

Şimdi size başka bir soru sorayım; Geçmişe özlem duyma nedenimiz, bayramların ramazanların hayatın insanların birbirine sevgi ve saygısının daha bir güzel diye atfedildiği ve hasret duyulan o geçmişimizin bu günden farkı neydi acaba? İkisinin cevabı da aynıydı bana kalırsa…

 

Kötü bir dünya derken geçmişte kötü dünya olmadı mı ki iyi Müslümanlar vardı? sorusu gelir hemen aklımıza. Yerinde de bir sorudur bu aslında düşünürsek eğer; ‘’ İslam’ın vahyedilmeye başlandığı ilk yıllarda, Müslümanlar kötü bir dünyanın en kötü şartları altında en iyi Müslümanlar olarak kalabilmişlerdir. ‘’ *

Peki geçmişi bu günden farklı kılan kötülükler mi idi? Yoksa var olan kötülüklere karşı biz mi değişmiştik? Bu elzem sorunun cevabını ise Sezai Karakoçtan dinlemekte fayda var: Der ki;

‘’ Adem’le Havva’nın Cennette öncesiz sonrasızmışcasına mutlu bir hayatı yaşadıkları zaman gibiydi hayatımız Batının soluğu bize gelmeden önce. Bu soluk bize ne zaman geldi? Bu soluk geldiği için mi değişmeye başladı yüzümüz? Bozuldu ve bir maskeye dönüştü? Dağlarda bilinmeyen bir bitkiyi yiyip de ondan gizli ve sürekli bir zehirlenmeyle yüzünün biçimini ve yaşamasının anlamını yitiren bir varlığa mı dönüştük?

İlk ürperti ve ilk soluk anını ayırmak ne zor. Yabancı ve yabancı bir şafağın loş bir dudağa bıraktığı ilk kırağı, ilk çığ. Dışardan gelen soluğun belli belirsiz dokunuşu mu, yoksa iç ateşin dışarıya fırlattığı bir şüphe kabarcığı mı?

Ne olursa olsun, ilk hücre ister içerden gelsin, ister dışardan konuk olsun, içerden gelenin dışardan geleni, veya dışardan gelenin içerden geleni sarıp sarmalayarak bir kanser hücresinin ölümcül hayat iştihasıyla büyümeye başlaması önemli.

İçerden de gelse dışardan da, bu imaj kuruyup gidecek bir sivilce değil, bir mevsim krizi değildi. Bir kültür alerjisinden fazla bir şey. Ben bunu Ademle Havvanın cennette şeytanla ilk karşılaştıkları an imajıyla düşünüyorum. Şeytan içerden mi gelmişti dışardan mı?? Bence daha önemlisi dışardan gelen şeytanın çağrısını dinleyen bir kulağın hemen içerde hazır oluşuydu. Doğruluk, güzellik, iyilik ideasına bir kontrpuan olarak. ‘’**

 

 

Bu menvalde Asr-ı Saadet Müslümanlarından bizleri farklı kılan şeyler nelerdi?

‘’ ….Müslümanları kötü Müslümanlar haline getiren husus, onların kötü bir dünyaya karşı takındıkları tavırdan ileri gelmektedir. Asr-ı saadette kötü bir dünyada yaşayan Müslümanlar, kendilerini o dünyanın kötülüklerini sineye çekmek zorunda hissetmemişlerdi. Tersine kötü bir dünyada yaşadıklarının bilincinde olarak o kötülüklere müdahale etmişler, bu yüzden kötü bir dünyada yaşamış olmalarına rağmen iyi bir müslüman olarak kalabilmişlerdir.‘’

Ahh, hayata karşı tutum ve tavrımız! Demek ki bütün hatalarımızın kaynağı burada başlıyor. Öyle değil midir hakikaten bakın bir çevrenize? İnsanları aynı şartlar altında farklı kılan daha yücelten saygın yapan özellikler nelerdir? Birinin diğerine göre daha az zorlukla mı karşılaşması? Hayır, her birimizin imtihanı sınandığımız gayelerimiz farklıdır ancak her birimiz bir şekilde sınanırız. Doğru ya burası ‘imtihan dünyası’ denen yerdi değil mi? O halde İncelemelerimizden şunu elde ederiz. İnsanların tavırları bu dünyaya karşı duruşlarıdır onların şahsiyetini şekillendirip sonrasında hayatlarını bu tavırları ile şekle sokan.

 

Öncelikleri bunun bilinciyle kabullenmeliyiz yaptığımız yanlışı, yaşadığımız kötü dünyayı kötü yapan özellikleri tanımlayabilmeliyiz. Bilinç olmadıkça düzelme olmaz ve dahi günümüzdeki gibi sürekli mızmızlanarak başkalarında hatayı arayarak hiç olmaz. Önce biz ne yapmadık demeli, ne yapmadık da bu hale geldik?

Neyi düşünmedik neyi atladık neyi zikretmedik neyi unuttuk yada hatırlamadık demiyorum dikkatinizi çekerim. Ne yapmadık! Dünyaya karşı hal ve tavrımızı düzenlemek diye de ifade kullandık nedendi?

 

İslam dinin temel taşlarından birinden bahsetmeye çalışıyorum esasen; ‘’ dinin hakikati, zihnî bir spekülasyon olmak değil, doğrudan doğruya insana bir hayat tarzı getirmektir. Yani yaşanacak bir şeydir din. ‘’

Belkide yanılsamaya başladığımız husus budur, hani batıya bakıyoruz ya. nasıl yaşanırı da görüyoruz, nefse de hoş geliyor hani, içimizdeki güç zayıf olunca dışardan batıya yönelmeye içimizi de değiştirmeye yön buluyoruz sanki. İslamda nefse hoş geleni yapma diye ikaz vardır oysa unuttuk mu?

 

İşte burda başlıyor buhranlarımız, içimizdeki alışkanlıklarımız doğu, dışardan içeriye sürüklediklerimiz batı. Çarpışıyorlar ki biri zihni diğeri yaşanmışlık içeriyor. Kolay kolay vazgeçilmez yaşanmışlıklardan da, sil deyince silinmez yeni gelen de kurulamaz öylece. Sonuç ne oluyor orta yolu tutturayım derken hepten karmaşık bir hal alıyor. Ne o oluyoruz ne de bu! Hayatımız zihnimiz yaşamımız allak bullak oluyor.

‘’ İslâm, ….çözülmez karışıklıklara gene o sistemin uygulamasına devam edebilmek suretiyle bir çözüm yolu üretmeyi teklif etmiyor ki!  Kapitalist veya sosyalist sistem uygulanmaya devam etsin, fakat bunların tıkandıkları yerde İslâm bir çözüm yolu bulsun! ‘’

Kötü bir dünyada yaşıyoruz evet, ancak bizim dinimiz yaşamımızıda düzene sokan bir din hiç ölmeyecekmiş gibi dünyalığımızı yarın ölecekmiş gibi ahiretimizi kazanabileceğimiz bir din!

İslam dini kendisine kaimdir unutmayalım, sorunlarımızı ve çözümlerimizi başka bir yerde aramaya gerek yok, elhamdülillah, daha bi kurcalamalı nerde yanlış yaşadık! Müslüman nasıl yaşar ki esasen!

Doğru sorular sorabildikçe sadece İslam bilinciyle düşünerek cevap aradıkça kareler birleşecek ve dahi kesişip bulmaca tamamlanacaktır diye umuyorum. Rabbim bizlerin bilincini diri tutsun ki farkındalığımızı artırsın ki, yaşayamadıklarımızı düzeltebilme imkanı versin.

 

*Müslümanca düşünme üzerine denemeler, Rasim Özdenören

** Yitik Cennet, Sezai Karakoç

 

 


Yazar Hakkında

Tugce Busra


0 Yorum



İlk yorum yapan sen ol!


Cevap Yaz

(gerekli)