Vedayla Başlamak

0
yayınlandı Aralık 2, 2013 by Seydi ALKAN in Öykü

Yorulmuş bedeni, ayaklarının acısıyla kafede ilk boş gördüğü yere oturdu. Oturduğu yerden masmavi güzelliğiyle boğaz ve canlılığıyla tüm yarımada görünüyordu. Havada ki az sayıdaki bulutlar ortama bir hüzün kokusu yayıyor gibiydi. Saatler önce atama sonuçlarının açıklanmasını beklerken atamasının İstanbul’a yapılması için dualar ediyordu. Beyaz internet sayfasının tam ortasında simsiyah kalın harflerle Erzincan’a Hakim olarak atandığını görünce bir an hissizleşmişti. Bir yandan hep arzulamış olduğu mesleğine kavuşmanın mutluluğu, bir yandan bu şehirde daha başlamadan bitecek olan mutluluk hayallerine veda edecek olmasının hüznü. Bu karmasık hislerden arınmak ve İstanbul’daki son günlerini güzel geçirmek için plansızca kendisini dışarıya attı. Vedalar öncesi yaşananlar en son silinir anılardan. Güzel yaşanmalı ayrılıklar öncesi. Galata köprüsünde ağır adımlarla ilerledikten sonra İstanbul’un en güzel parklarından biri olan Gülhane Parkı’na geçmişti. Her zaman yaptığı gibi sırt çantasından çıkardığı kitabı çimlerin üzerine uzanıp bir süre kitabını okudu. Sonra Yerebatan Sarnıcı’ndan başlayarak Meydanı geçip Süleymaniye’ye kadar gelmişti ayaklarına acımayarak. Şu an oturduğu yerden boğazıyla, kuleleri ve tepeleriyle şehir tüm güzellikleriyle gözlerinin önüne serilmişti. Düşünce karmamşası içerisinde İstanbul’un güzelliğine dalmışken garsonun ‘Ne içersiniz ? ‘ sorusuyla gerçeğe döndü. ‘Çay, ama demli olsun, lütfen.” diyerek manzaraya geri döndü. Her an birbirine koşacakmışcasına birbirine bakan galata ve kız kuleleri, medeniyetleri sırtlayan tepeleri ve masmavi deniziyle şiir gibi bir şehirdi İstanbul. Adına bu kadar çok şiir ve şarkı yazılan başka bir şehir daha var mıdır diye düşünürken Necip Fazıl’ın

 

“Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;

Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar… “

 

dizeleri diline dolanmıştı. Aşk şairi Nedim’in İstanbul kasidesinde yazdığı

“İstanbul’un evsafını mümkün mi beyân hiç

Maksûd heman sadr-ı kerem-kâra senâdır”

beyiti düşünerek İstanbul’un her asırdaki sevildiğini hatırladı. İstanbul’a birşeyler yazmak borçmuşcasına kağıda şu dizeleri karaladı.

 

 

Sağ tarafında kalan okuluna baktığında dört sene önce şehire baktığında yüreği burkularak şehre ilk gelişini hatırladı. Güzel geçmiş olsa da okulun bitmiş olması yüreğini burkmuştu. Oysa şimdi okulu kazandığında hayalini kurduğu mesleğe kavuşmuş Hakim olmuştu.

 

Çayının ilk yudumunu yudumlarken cebinden okula dair tek fotoğrafını çıkardı. Gülümseyerek baktığı fotoğraf sevdiği kızla aynı karede olduğu tek somut anıydı. İki seneden beridir sevdiği kıza tek bir kelime bağışlayamamış, sınıfın kalabalıklığı ve kendisinin çekingenliği yüzünden tanışamamışlardı. Sınıfta başarılı olmasına rağmen 450 kişilik kocaman sınıfta hiçbir şekilde yolları kesişmemişti. Anlamıştı ki çalışkan olmak lisedeki kadar havalı birşey değildi. Mezuniyet töreni öncesinde gecelerce planladığı gibi o gün kızın yakınında durmuş ve fotoğraf karesinde birbirine çok yakın çıkmışlardı. Şimdi yaptığı safça planlara gülümsüyordu.

İstanbuldan ayrılmaya katlanılabilirdi ancak daha sevgisini bile söyleyemeden ayrı düşmek hüznüne hüzün katıyordu. İstanbul’dan daha çok sevilecekse bunun adı Aşk olmalıdır diye geçirdi aklından. Kendisine kızdığını farketti genç adam. Kendisine sorduğu yığınla ‘Neden’li sorularının cevapsız kalmış olmasına üzülüyordu. Acı çekiyordu sorulmamış sorulardan ancak bir yandan da cevapların belirsiz oluşu hoşuna gidiyordu. Masadan kalkıpta ayrıldığı sırada içerisinde İstanbulla vedalaşmanın verdiği huzur vardı.

 

Cam kenarı koltuğunda boğazın üstünden geçerken son bir bakışla sevdiği kızı içerisinde bulunduran sevdiği şehire veda ediyordu. Şiirsel şehre veda ederken bir şiir gelir de konar dudaklarına:

“Yolcu vedalaşmayı bilecek.

Ne kısa tutacak ne lüzumundan fazla uzatacak.

Onu başka bir kanaatle aldatmaktan geçer bir fikirle vedalaşmak.

Yolcu vazgeçmeyi bilecek, kendisinden bile.

Yoksa gölgesi boyunu aşar.”

 

Haremde otobus yolcu almak için durunca o da inmişti. Henüz sigarasından bir nefes almıştı ki karşısında elinde bavulu sevdiği kızı gördü. Bir kaç saniyelik şaşkınlıktan sonra kendisiyle konuşup tanışmışlardı. Sevdiği kız Erzincan’a atanan iki hakimden diğeriydi ve aynı otobusle Erzincan’a gideceklerdi. Oturduğu sırasında yerinde duramayan İstanbul’u şimdi daha çok seviyordu. Bu şehre gelirken istediği mesleğe kavuşan genç ayrılırken sevdiğiyle aynı yere yolcu ederek uğurlanıyordu bu güzel şehirden.

 


Yazar Hakkında

Seydi ALKAN


0 Yorum



İlk yorum yapan sen ol!


Cevap Yaz

(gerekli)