Şiirde Ahenk

0
yayınlandı Aralık 2, 2013 by Onur Bulbul in Deneme

Zamanımızda şiirin tek taraflı olduğu kabul ediliyor. Bu tek taraf da şiirin mana tarafı. Manadan kastım elbette davalı şiir değildir. Mana demek, kelimeleri kullanarak anlaşılır cümleler teşkil etmektir. Bu telakki günümüzde o kadar hakim hale geldi ki şiirin güzel birkaç sözden ibaret olduğu dahi kabul görür oldu. Facebook ve Twitter’da paylaşılan şiirlere bakınız. Cemal Süreya’nın ve Can Yücel’in, kişilerin hissiyatına tercüman olan mısraları paylaşılıyor. Hatta divan şiiri ile alakalı Facebook sayfaları bile böyle yapıyor. Bunda şaşılacak bir şey yok. İnsanla alakalı olmayan bir edebiyat tahayyül edilemez. Bence edebiyat insan ile başlar insan ile biter. Bu sebeple bahsettiğim telakkiye dahil edilebilecek edebiyat mahsüllerinin anlaşılma şartı olmalıdır. İkinci Yeni şiirinin kötü birer suretleri (kopyaları) olan ve ekseriyetle edebi mecmualarda neşrolunan şiirler mevzu bahis değildir. Onların ne olduğu bile ayrı bir mütalaayı gerektirir.

 

Bana öyle geliyor ki şiirin bu tek taraflı telakkisi şiirden uzaklaşmamıza sebep oluyor. Nazım değil de nesir temelli bir edebiyatın ihdas edilmesinin bir neticesi olan bu telakkiye şiiri kurban vermek bir sanat faciasıdır ve tamiri kabil değildir. Bizim şiirimizin garp şiirinden farkı hiç şüphesiz ahenk ve bu ahengi temin eden vezindir. Bizim şiirimiz “mevzun ve mukaffa lakırdı” tabirinin kullanıldığı şiirdir. Recaizade bu tabire itiraz etmişti. Ben de ediyorum. Lakin bu tabirin doğru bir tarafı vardır. Mevzun ve mukaffa olmak, ahenkli olmak demekse evet bence de her şiirde bu ahenk olmalıdır. Ancak kafi değildir. Ahenk kadar mananın olduğu şiir, benim nazarımda mükemmel şiirdir. Tek başına ahenk unsurları olan vezin ve kafiyenin mevcut olduğu nice sözler vardır ama onlara şiir denemez. Böyle cümleleri, lazım gelen tedrisattan geçen herkes kurabilir. Şairlik kendini bu noktada gösterir.

 

O zaman diyebilirim ki iki taraflı bir edebi türdür şiir. Bir tarafı ahenk, diğer tarafı mana. Şairlerimizin ahenk tarafına da kafi ehemmiyeti vermeleri lazımdır. Bu ehemmiyet ahenk

 

üzerine düşünmekle, vezin ve kafiyeyi öğrenmekle olur. Ondan sonra şair isterse vezinsiz, kafiyesiz şiir yazsın. Hiç mühim değildir. Bir kere kalemine, şiirine ahenk bulaştı mı artık bırakmaz onu. Bunun en güzel misali Attila İlhan’dır. Kelimeleri nasıl seçip işliyor bir bakınız. Vezin yok ama şairin kendinden gelen ve yazdığı şiire has vezin mevcuttur. İşte An Gelir şiirinden mısralar:

 

an gelir

ömrünün hırsızıdır

her ölen pişman ölür

hep yanlış anlaşılmıştır

hayalleri yasaklanmış

an gelir şimşek yalar

masmavi dehşetiyle siyaset meydanını

direkler çatırlar yalnızlıktan

sehpada pir sultan ölür

Ş harfinden müteşekkil ahengi duyuyor musunuz? Sonra …pişman ölür, …sultan ölür arasında bildiğimiz kafiyeden söz edemeyiz. Çünkü muayyen bir kafiye örgüsü yoktur bu şiirde. Çok başka  şeydir Attila İlhan’ın muvaffakiyeti. Nazımda seciyi kullanmak bile denebilir buna.

Attila İlhan gibi çok şair yok maalesef. Çünkü eski şiirimize onun gibi ehemmiyet veren yok. Halbuki şairlerimiz bilmeli ki vezinsiz şiirin bile yolu divan şiirinden geçmektedir.

Zamanımızın temayülü vezinsiz şiir yazmak olduğu için Attila İlhan’dan misal verdim. Ama hem ahenk hem mana açısından mükemmel şiirler için bence en güzel misal Yahya Kemal’dir.

Vuslat şiirinden:

 

Bir uykuyu cânânla berâber uyuyanlar,

Ömrün bütün ikbâlini vuslatta duyanlar,

Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamânı,

Görmezler ufuklarda şafak söktüğü ânı.

 

Demek ki hâlis şiirin yolu ahenkten geçiyor. Şiire meftun biri olarak ben genç şairlere ahengi mühimsemelerini tavsiye ediyorum. Aruz ve kafiye o kadar korkulacak ve zor şeyler değildir. Hatta şiirin kolay kısmı onlardır. Bunu kendimden biliyorum. Ben maalesef şair değilim ama aruz ile birkaç beyit yazabilirim. Fakat benim beyit diye yazdığım cümleler ile bir şair arkadaşımın mısralarını yan yana koyalım. İşte aradaki fark şiirin müşkül kısmıdır.

Ahmed Hâşim, “Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar” makalesinde bunlara temas ediyor. O makale hâlâ  şairlere rehber olma vasfını muhafaza etmektedir. Ahmed Hâşim’in ahenge fazlaca ehemmiyet verdiği, Fransız sembolistlerinin tesirinde olduğu da hakikattir fakat mezkur makalesinin şiirin ahenk tarafını öğrenmek için fevkalade kaynak olduğu da izahtan varestedir.

Eğer şair olsaydım zamanımız şiirinin hepten nesre teslim olmaması için gayret ederdim. Bir münekkit, bir denemeci olarak elimden geldiği kadar şairleri buna teşvik ediyorum, şiirimizin halâsını ahenkte görüyorum. Aksi takdirde, “Yahya Kemal’in şiirinde cânân adı sık geçiyor” diyenlerin, cânân’ı isim zannedenlerin edebiyat çevrelerine hakim olduğu günümüzde şiirin divanlara ve eski kitaplara gömülü kalacağına ma’atte’essüf kanaat getiriyorum. Nitekim Muallim Nâcî bakınız ne diyor:

 

Erbâb-ı teşâür çoğalıp şâir azaldı

Yok öyle değil şâirin ancak adı kaldı

 


Yazar Hakkında

Onur Bulbul


0 Yorum



İlk yorum yapan sen ol!


Cevap Yaz

(gerekli)