Şefkat Medeniyeti

0
yayınlandı Aralık 2, 2013 by Nevzat Bayhan in Makale

Başlı başına bir abide olan annemiz gelir akla “şefkat” denince.. güçlü kollarıyla sinesine basan babamız tüllenir gözlerimizde, sımsıcak bereketiyle

Anadolu dolaşır hayal ufuklarımızda.. her vatandaşın kendisinden çok şey beklediği “Devlet Baba” hissettirir kendini iliklerimize kadar.. ve her faninin son sığınağı belirir ömür tünelimizin sonunda ışık olarak..

Şefkat denizi çepeçevre sarmalayınca dünyamızı, çevremizdeki insanların iyi özelliklere sahip olmaları için seferber olur, onları felakete sürükleyecek yanlış işlerden ve kötü davranışlardan koruma isteğiyle cansiperane “sıradağlar gibi” dururuz.

Sözlükler; “Çevresindeki insanları kabullenme, onlarla yakından ilgilenme, onlara sevecenlik ve sempati ile yönelmedir. Başkasını koruma, himaye altında bulundurmadır.” der “Şefkat” kelimesinin anlamına idareciysek ki herkes kendisini yönetmesi hasebiyle bir yöneticidir, şefkat yetişir imdadımıza her dem.. Bu iksirle aldatmanın, aldanmanın, ötekileştirmenin, talihsiz, taşkın ve sapkın davranışların önüne geçer, onlara kol kanat gerer, onlara adaletle davranır, iyilik yapar, zulümden haksızlıktan kaçar ve haksızlığa götüren bütün mecraları, dehlizleri

“Yöneticilerin en kötüsünün insafsız ve katı kalpli olanlardır” fermanını çok iyi anladığından şefkatle yaklaşır bütün kevn-ü mekâna.. Onun içindir ki Efendimizden beri,  ırk-din-dil ayrımı gözetmeksizin ele alır insanları medeniyetimiz..  “Dicle kenarında bir kurt aşırsa koyunu/Gelir de adl-i İlahî Ömer’den sorar onu.” Duygularına aşinadır yüreğine insanlığın emrine vermiş adanmışlar..

Efendimizin muhteşem ifadeleriyle; –Benim kastettiğim merhamet, sizin anladığınız şekilde yalnızca birbirinize olan merhamet değildir. Bilâkis bütün mahlûkâta şâmil olan merhamettir,  sözleriyle anlatılmak istenenleri çok iyi anlarlar.

“Şefkatlilerin en şefkatlisi” kullarının da birbirlerine karşı şefkat ve merhamet hisleriyle dolu olmalarını murâd etmekte, yarattıklarının en şereflisi olan insana gönderdiği son rehberin de bir şefkat peygamberi olarak anılması yaratılan her şeye şefkat, merhamet ve tebessümle yaklaşabilmek, imanda ulaşılan seviyenin bir göstergesidir.

Ondan dolayı “Yeryüzündekilere şefkat ve merhamet göster”meyince “gökyüzündekilerin de” bize merhamet etmeyeceğini biliriz. Şefkatle muamele görmenin şefkat göstermekle mümkün olabildiğini anlar, hatta cennet kapısının anahtarının şefkat olduğundan da şüphe etmeyiz.

Şefkattir kişiyi bencillikten, çıkarcılıktan, zalimlikten uzak tutan..

Cömertliktir, tevazudur, affetmektir, yaşatmak için yaşamaktır şefkat..

Ne kadar varlık varsa onların her türlü hakkını savunmaktır, haklıya hakkını vermektir şefkat.

Bütün canlılar arasında yardımlaşmayı esas alıp birbirinin imdadına yetişmektir şefkat.

Şefkat; kendisine çok ağır işkence ve hakaretler eden “Tâif halkını” hayırlı insanlardan oluşan bir nesil sahibi olmaları için dua edip korumaktır.

Çok sevdiği amcası Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşî’yi bile her şeye rağmen affedip bağışlayıp ona yazdığı mektupta; Allah’tan ümidini kesmemesi gerektiğini ifade etmektir..

Şefkattir; çağları aydınlatan velîler sultânı olan Şâh-ı Nakşibend’e yedi sene hastalıklı hayvanlara, yedi sene hasta insanlara hizmet ettiren, yedi sene de mahlûkâtın geçeceği yolları temizlettiren..

“Bedenimi o kadar büyüt ki cehennemin tamamını doldurayım ki kimse düşmesin” yüceliğini, “Milletimin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri arasında yanmaya hazırım” fedakârlığını, “Cibali Baba”nın surlar üzerinde göğsünü Şahî Topların güllelerine siper etme cesaretini veren ışık da şefkattir..

Şefkattir Mevlânâ’ya:

“Eğer sende basîret varsa, gönül Kâbe’sini tavaf et! Topraktan yapılmış sandığın Kâbe’nin asıl mânâsı gönüldür… Şunu iyi bil ki sen, Allah’ın nazargâhı olan bir gönlü incitir, kırarsan, Kâbe’ye yaya olarak da gitsen, kazandığın sevap, gönül kırmanın günâhını telafi edemez.” dedirten..

Çünkü şefkat dili hem hizmet edeni hem de edileni mutlu kılar.  Arif olan; insanlara tesir etmenin ve onlara bir şeyi kabul ettirmenin her şeyden önce gönül almakla, gönüllere huzur ve saâdet bahşetmekle mümkün olduğunu bilir.

 

Birer çiçektir varlıklar şefkat suyuyla gelişir etrafa rayiha saçarlar..

Sevgi gemisine binen şefkatle kardeşlik, birlik ve dostluk gelişme zemini bulur, toplumsal bağlar daha da güçlenerek insanca bir hayatın nesimleri okşar yüzünü insanlığın..

Her türlü acizliğini bir tarafa atarak Şefkatle atılır kurdun üstüne civcivlerini koruma için kuşlar, kartal bile neye uğradığını anlamaz saldırınca serçeler..

 

Şefkat, rahmet olur yağar mazlumların üstüne, sevgi olur dolar zerrelerine tüm yaratılmışların, merhamet olur kucaklar masumları..

 

Şefkat medeniyetinde; gelen yaşlıya yer açmakta gecikince: “Küçüklerimize şefkat etmeyen, büyüklerimize de saygı göstermeyen bizden değildir” ikaz olur “dost”lara .

 

ŞEFKAT HERŞEYE

 

Onun içindir şefkat medeniyetin kurucusu olan Efendimiz; Ebu Talha’nın oğlu Ebu Ümame’nin bir serçesinin öldüğünü duyunca,  sırf onun için çocuğun ziyaretine gidip acısını paylaşıyor,  Medine’de bir Yahudi’nin çocuğu hastalanınca ziyaret etmede bir an geri durmuyordu. Sadece çocuklar değildi onun önem verdiği, baştacı ettiği; insanların bir dağ ve kaya parçası olarak gördükleri Uhud dağı için; “Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi sever!” diyerek tabiata dikkati çekiyor, bir gün Ensar’dan birinin bahçesine girdiğinde aç bırakılmış deveyi görünce sahibine: “Şu hayvanı sana veren Allah’tan hiç korkmaz mısın?  Diye azarlıyor, on bin kişilik ordusuyla muzaffer bir komutan olarak Mekke’ye girdiğinde yeni yavrulamış bir köpek gördüğünde zarar görmesin diye ve başlarına bir asker dikerek şefkatin zirvesini gösteriyordu insanlığa..

 

GÜNAHA DEĞİL GÜNAHKARA ŞEFKAT

 

Günaha karşı tavır almakla, günahkâra karşı tavır almak aynı şey değildir. Her konuda kılı kırk yaran Efendimizin ” Mâiz ve Gâmidiyeli kadın” hadisesinde takındığı tavırla,  günahlara karşı tavizsiz ancak günahkâra karşı şefkatli olmak gerektiğinin altını çiziyordu.

Yeni Müslüman olan birisinin istekleri bitmeyince ve yapılan iyilikleri küçümser tavırlara girince sahabilerin bu saygısızlığı cezalandırma eğilim göstermeleri karşısında “Benimle ümmetimin arasına girmeyin..”diyerek şefkatin ölçüsünü gösteriyordu.

 

Bu medeniyetin gönül mimarlarından biri olan Mevlânâ; “Sen Hristiyanlara bile kucak açıyorsun, Yahudilerle biraraya geliyorsun; günah işleyenlere dahi “gel” diyorsun, sarhoşa el uzatıyorsun… Böyle yapmakla İslam’ın onurunu iki paralık ediyor, dinin izzetine dokunuyorsun. Sen zındıkın tekisin, seni Cehennem bile kabul etmez!..” sözleriyle hakaretler yağdıran bir talihsize; “Sen de gel, sana da bağrımı açıyorum!” diyerek bir şefkat dersi veriyordu.

 

ŞEFKAT MEDENİYETİNDE EŞYA

 

Şefkat hamuruyla yoğrulan varlık aleminin her alanında kendisini maşuklarına hissettiren merhamet, aynı zamanda insanlık sarayının nuru, huzuru ve sürurudur. Kısaca şefkat cennet misal bir ülke bağışlar insanlığa, cennetin kapılarından dışarı sızan ışık da şefkattir.

 

Şefkat medeniyetinde insanlığı kardeş gören anlayış canlı cansız demeden bütün varlıklara sevgi ve merhametle yaklaşır. Susamış bir köpeğin susuzluğunu gideren değerlerini yitirmiş bir sapmışın Cennet’e; aksine, evindeki kediyi aç bırakıp onun ölümüne sebebiyet veren bir talihsizin de Cehenneme gittiğini belirtir Efendimiz. Kim ne şartlarda hangi ölçüde eziyet vermişse, canına kastetmişlere bile hakkını helâl eden Asrın Fikir mimarı, bir köpek hakkında konuşmayı bile gıybet saymış, yolunun üzerindeki kuru dalları kesmeye çalışan talebesine dalların kardeşi olduğunu bildirerek kızmış, kırılan çay kaşığını değiştirmek isteyenlere onun sohbet arkadaşı olduğunu hatırlatarak atma yerine tamir ettirmiştir.

 

Medeniyetimiz, Yunusvarî “Bir kez gönül yıkdın ise” hiçbir amelimizin kurtarıcı olamayacağını görmüş, “Dağlar ile taşlar ile” Hakkı çağırmış, “Sarı Çiçeğe” sorular sorarak verdiği cevaplarla asrı aydınlatmış, insan tabiat ilişkilerini şefkat bağlarıyla sarıp sarmalayarak eşyayı yaşamın bir parçası olarak algılamıştır.

 

 

ŞEFKAT YANLIŞI TEŞVİK DEĞİLDİR

Aşırı şefkatin toplumda suiistimallere sebebiyet vereceğini de gözönünde bulundurarak, vakur davranmalı, ciddiyet elden bırakılmamalı bunların paralelinde baba şefkati, anne sıcaklığı ile varlıklar kucaklanmalıdır.

Çünkü Üstad’ın ifadesiyle; “Şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan, elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve Rahmetenli’l-âlemîn Zât’ın (a.s.m.) mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir. Eğer aşsa ve taşsa, o şefkat, elbette merhamet ve şefkat değildir; belki dalâlete ve ilhada sirayet eden bir maraz-ı ruhî ve bir sakam-ı kalbîdir. (…)

Çünkü şu dünya dediğimiz renkli ve hareketli kürenin üzerinde kendi şahsi emelleri ve çıkarları için çoğu zaman insanlık feda ediliyor, fitne ve kin tohumları körüklenerek ” nefs-i emmare” sahipleri tahrik ediliyor,  bir taraftan teknolojinin başdöndürücü bir hızla yol aldığı bu yolda insan ruhu kuralsız hale getirilen şehrahta kazalara kurban ediliyor, yol kazalarında telafisi mümkün olmayan fay hatlarının oluşturduğu sarsıntılarla insanlık salim düşünecek bir saniye bile bulamıyor, hücrelerine kadar hissettiği manevi susuzluğunu gidermek için parıltılı ambalajlar içinde sunulan deniz suyuyla hararetini gidermeye çalışıyor.

İnsanlıktan nasibini alamamış, zulmetmeyi nefislerinin kölesi olmayı marifet saymış bu varlıkların bırakın planlarının karşısına alternatif çıkarmak, masum insanlar o projeleri anlamaktan bile aciz kalmaktadır.

 

Cehenneme kadar inen bu derin çukurlarla, bireyler ve toplumlar arasındaki bütün bağları yerle bir eden bu şebekeye karşı yapılacak en etkin ve etkili mücadele; robotlaşan bireyleri, şeytanileşen zekâlarına, faydacı hislerine, mekanikleşen kalp dünyalarına, robotlaşan davranışlarına asli vazifelerini ve hasletlerini hatırlama adına şefkat iksiriyle yapılan bir yaklaşımdır..

 

ŞEFKAT BİR İKSİRDİR

Öyle sırlı bir iksirdir ki şefkat; kaskatı kalpler onunla nurani bir hamur olur, onunla ömrü zulümle geçen insanlar nedamet duygularıyla mazlumun yerine koyar benliğini, onunla hedefsiz, duyarsız, sevgisiz insanlar başkası için yaşamaya odaklanır. Onunla bir sel gibi dünya insanını önüne katarak sürükleyen bireyselcilik, menfaatçilik akımı birlikte yaşamanın, kardeşliğin yaşandığı rengarenk bir gökkuşağına döner.

Hocamızın ifadesiyle; “Evet, herkese ve her şeye karşı duyulan karşılıksız sevgi ve alâka; mazlumların, mağdurların mâruz kaldıkları sıkıntıları göğüsleme ve bir anne içtenliğiyle onların üzerine titreme de diyebileceğimiz ‘şefkat’, ilâhî ahlâkın farklı bir tecellisi, göktekilerin sesi-soluğu ve bütün annelerin sımsıcak nefesinin ayrı bir unvanıdır. Sinesinde bu hissi taşıma bahtiyarlığına ermiş biri, herhangi bir karşılık beklemeden sevgi ve merhamete muhtaç herkese şefkat elini uzatır; gücü yettiğince devrilenleri tutar kaldırır; üşüyenleri ısıtır; yalnızların, gariplerin vahşetini giderir ve kimsesizlere kimse olur. Körler onunla körlüklerini aşar, sağırlar onunla duymaları gerekli olan en önemli şeyi duyar ve ihtimal hep zulüm ile gürleyip duranlar bile onun sükutî beyanlarıyla dillerini yutar, muvakkaten dahi olsa kendilerini sorgulamaya dururlar.”

Bu ifadelerden insani erdemleri taçlandıran, tefanî duygularını benliğimize hakim kılan,  muhatabını mutlu etmeyi kendisine şiar edinen algının şefkat olduğunu anlıyoruz. Şefkatle; ben-i ademin ruh ikliminde pervaz  edebilir,

çevremizi onun ışığıyla huzura kavuşturabilir, arkadaşlık, komşuluk, hemşerilik, yurttaşlık, vatandaşlık ve dünya insanı olmanın hazzına ereriz.

Çünkü şefkat, yaşatmaktır, hasletleri yaşamaktır, milletin acılarını paylaşmaktır, haset, kin, kavga, savaş gibi afetlere sinesini kalkan yapmaktır. Gerektiğini O’nun hoşnut olacağı zerreden, Süreyya’ya ne varsa tek sermayesi olan canını bile adamaktır.

“Hâsılı, her şeyin mebdei de müntehâsı da rahmettir, şefkattir…”

 


Yazar Hakkında

Nevzat Bayhan


0 Yorum



İlk yorum yapan sen ol!


Cevap Yaz

(gerekli)