Savaşın Çocukları

0
yayınlandı Aralık 2, 2013 by Sumeyye Betul Erdem in Deneme

1999 yapımı Dövüş Kulübü filminde Brad Pitt’in canlandırdığı Tyler Durden şöyle diyordu: ”Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız ya da bir yerimiz yok. Ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı. En büyük buhranımız; hayatlarımız…”

Aslında uzun zamandır bu sözün gerçekliğini sorguluyorum. Ne anlama geldiğini, kimi kastettiğini, hangi zamanı anlattığını anlamaya çalışıyorum. Bizden bahsettiğini düşünmüştüm yıllarca, yani ”y kuşağı” diye bilinen, haklarında onlarca yüzlerce şey yazılıp çizilen kuşaktan. Oysa geçen gün Konya’ya dönüş yolunda cam kenarındaki koltuğumda oturmuş dışarı bakarken ve açık kalmış radyodaki haberleri dinlerken fark ettim ki bahsedilen nesil biz olamayız. Çünkü biz aslında her güne savaşla uyanan çocuklarız. Kimi zaman savunmasızca hain bir kurşunla göğsünden vurulan Mısırlı çocuklarız biz. Bir gece bir daha hiç uyanamayacakları bir uykuya uyuyan Suriyeli çocuklar, bir duvarın dibinde babalarının arkasında gizlenirken tanklar tarafından vurulan Filistinli çocuklar… Belki de dünyanın neresinde olursa olsun diğer çocuklar için bağıran, bir şeyler yazan, pankart tutan çocuklarız kim bilir… Doğduğumuz günden beri dünya üzerinde kan dökülmedik tek gün yok. Sadece farkında olmadığımız, unuttuğumuz bazen de umursamadığımız zamanlar var bizim.

 

Çocukluğumu hatırlıyorum yani 90’lı yılların son dönemlerini. Avrupa’nın göbeğinde, dünyanın gözleri önünde yaşanmış ve akla hayale sığmayacak kadar çok savaş suçuyla dolu Bosna savaşını… Ben hatırladıkça yüreğimin derinliklerinden mavi kelebekler havalanıyor tek tek, ölüm çiçeklerinin üzerine konuyor. Ben hatırladıkça toplu mezarlarda halen bulunmayı bekleyen kemikler tarihin bu ayıbına şerh düşüyor… Sonra büyüyoruz, hiç bitmek bilmeyen bir kâbus da büyüyor bizimle. Filistin’de fosfor bombaları atılıyor, Gazze bir açık hava hapishanesinden farksız. Doktor bir babanın küçük kızını ölüler arasında gördüğü bir fotoğraf karesi kalmış zihnimde. Yorgunluğunu küçük kızının ufacık yüzünü öperek attıktan sonra işine devam edişini unutamıyorum. Sonra Doğu Türkistan’da henüz 12 yaşındayken işkenceyle öldürülen küçük çocuk geliyor aklıma. Mısırda ölen annesinin başında ”uyan anne” diye feryat eden, Suriye’de kimyasal silahlarla öldürülen, Arakan’da kan ağlayan, Patani’de yetim bırakılan çocuklar geliyor aklıma ve hiç gitmiyor.

 

Bazen düşünüyorum da bir sabah anneleri tarafından saçları güzelce örülüp, tertemiz ayakkabılarıyla koşarak okula giden kız çocukları var mıdır oralarda ya da mahalle aralarında maç yapan, tozu dumana katan küçük delikanlılar… Yoksa oyun oynamak yerine kaçmayı, saklanmayı, korkmayı, kaybetmeyi öğrenen ve bu dünyaya masum gözleriyle bir şeyler anlatmak isteyen çocuklar mı onlar… Küçük yaşta yaşlarında büyük mü öldüler… Susmanın savaş suçu sayıldığını ve milyonların savaş suçu işlediğini mi haykırıyorlar küçük bedenleriyle toprağa düşerken… Her gün kan, zulüm ve gözyaşının olduğu bir dünyada çocuk olmaya çalışan ve beceremeyen çocuklar acaba bomba seslerinin olmadığı, delik deşik edilmiş evlerinde titreyerek uyumaya çalışmadıkları tek bir gün geçirmişler midir?.. Ve itiraf etmek gerekirse bu satırları yazarken içimin bir yanı yangın yeri, rahat koltuğumda oturmuş belki de diğergam bile olamadığım, ne hissettiklerini anlayamadığım birilerini anlatmaya çalışıyorum. Samimi hissedemiyorum kendimi, belki suçlu ve belki de çaresiz hepsi o kadar. Velhasılı acıya zulme uzaktan bakan ve her defasında da aslında kendisi için üzülen çocuklarız biz. Bu yüzden yazıyoruz belki de bu satırları, çünkü içimizde kaldıkça büyüyor çaresizliğimiz…

 


Yazar Hakkında

Sumeyye Betul Erdem


0 Yorum



İlk yorum yapan sen ol!


Cevap Yaz

(gerekli)