Pervaz

0
yayınlandı Aralık 2, 2013 by kelam in Öykü

Asırlık pencereden dışarı bakıyor ve ne yazdığını okuyamadığın mezar taşlarında bir şeyler görebilmeyi umuyorsun. Bir adım daha yaklaşıp iyice yanaşıyorsun pervaza. Bir adım, bir adım daha artık oradasın. Yüzüne çarpan sert rüzgarla irkiliyorsun, herşey irkiliyor. Burada bir şey olmuş gibi.

Şimdinin çok öncesinde olanlara bir görgü tanığı ararken bakışların gökyüzüyle karşılaşıyor. Bir muhteşemliğe bakışların kamaşıyor. Kimin şahit olduğunu aramayı bırakıyorsun ve bir süre daha karşıya bakmaya devam etmek istiyor için. Şimdi burada, belli belirsiz bir dürtüyle oradakileri özlemiş olman bir şey ifade etmeyecek. Artık arkalarından ağıt yakmak için hayli geç. Dudaklarının arasında gizlenmiş Fatihalarınsa müstesna.

Orada şeyhler, mollalar, veliler arasında ezanı-şerifi beklerken, yukarıdan bakılınca nasıl görünüyorsun acaba? Bir sırra ortak olan ve dünyayı kurtarabilecek en son sırmışçasına, kundaktaki bebeğin üzerine nasıl düşülürse bu sırrı öyle muhafaza eden buradaki insanlara göre nasıl göründüğünü merak ediyorsun. Nemli bir hikâyenin ucundan tutmuş gibisin şimdi. İstemeye istemeye oradan ayrılırken bu kıymetli insanlarla hiç karşılaşmamış olmanın verdiği hüzün yakıyor içini yine ama çabuk toparlanıyorsun her zaman ki gibi. Ara ara böyle şeylere üzülüyorsun, sonra çabuk geçiyor.

Bir adım, bir adım daha dışarıdasın. Bir zamanlar tacirlerin, seyyahların, mollaların çarıklarını aşındıran yollardan yürürken pür telaş yaşayanları, kendi halinde kalanları, taşın altına elini koyanları, taşı kaldırıp altına bile bakmayanları, forsunu artırmak için küçük hesaplar peşindeki fiyakalı tereddütlüleri görüyorsun. Aklının oturma odasındaki dev ekranda gözden kaçırdıkların da var.

Ömrünün satır aralarında birikenlerle hayli yol alanlar var. Satır aralarında ömrü sıkışmışlar kadar, satır altları hiç çizilmemiş yaşantılar da var. Orada, sözüm ona rahatsızlık verici kalabalığın arasında, öğlen yemeğini ucuza getirmek için türlü hesaplar var kafasında.

 

Güneşin batması ve ertesi sabah yeniden doğması kadar hayret verici bir şey bulamıyorsun ilk kez. Sanki az önceki kubbe altında yaşadıklarının yüzü suyu hürmetine gökkubbe sırlarını açıyor sana. Şimdi biliyorsun suyun azizliği gibi susanın azizliğini. Seçeneklerin en sonunda olmayı seçmedeki duru  menfaatsizliği.

 

Biliyorsun,

“Bilme” nin iplerini tutanı.

Derken bile hakkıyla bilemiyorsun,

Fırat ve Nil’i yaratanı.

 

Şimdi en güzel pozumuzu verelim bir flaş patlayacak, burada biraz soluk çıkacağız.

Bir tane daha.

Ademoğlu her flaşta ipleri daha sağlamlaştırdığını sanacak sonsuzlukla arasında.

Orada bir şeyler patlıyor, küçük çocuklar yere saçılıyor. Dişleri sökülmüş vicdanının. Boğazına bir yumru oturdu oturacak.

 

Bir bank bulalım oturacak. Ve konuşalım menteşeleri paslanmış dünyanın neresinden baksak kendimize baktığımızdan, neresine gitsek kendimize vardığımızdan.

Bir bank bulmuşuz oturalım, keyfimize diyecek yok. Yalnızca giderayak gelir misafirler evimize, son anda kaçırırız bineceğimiz vapuru, bir anda severiz bir daha hiç sevemezmiş gibi.

Bir bank bulmuşuz oturalım.

Çünkü bundan sonra büyük bir gürültüyle bitişini kutlayacak insanlık, ayak sesleri ve mırıltılar arasında. Herkesin bildiği ama ilk defa duyarmış gibi yaptığı büyük bir sırla;

İşte geçiyoruz dünyadan iyi rütbeli hayatlarımızla.

Sen de yürüyorsun  insanlık cinsinden, insanlık yürüyor bir ileri bir geri.

Yürüyorsun kendin cinsinden, kendin hep geri.

 


Yazar Hakkında

kelam


0 Yorum



İlk yorum yapan sen ol!


Cevap Yaz

(gerekli)