Mutlu Aşk

0
yayınlandı Aralık 2, 2013 by Yusuf Tosun in Öykü

Küresel bunalımın her tarafı sarmaladığı yerküre gezegeninde, ne “Çatışan Medeniyetler”, ne “Tarihin Sonu”, ne “Büyük Bönüm Noktası”, ne de “Tarihin Kırılma Anı” nakaratları aşkın mutluğunu perdeleyebilir. Aşk, buharlaşıp sonsuz fezaya kanatlanınca, yerkürede bir zerre olarak kalıyor hafızamda sadece. Öyle bir zerre ki; içinde nice küreler barındırıyor: Leyla Mecnun, Ferhat Şirin, Mem Zin, Aslı Kerem aşk deryasından birkaç damla…

Oysa aşkın mutsuzluğu bütün hırçınlığıyla damarlarımdan akıyor şimdilerde. Ya da zamanın boşluğuna akıtılan kelimeler yığınının oluşturduğu kambur burkuyor yüreğimi. Her biri birer zehirli ok gibi saplanıyor içimin derinliklerine. Ne var ne yoksa alıp götürüyor içimden.

Yüreğime düşen her aşk damlası ateşliyor benzin yüklü menzilimi.

Akmamalı, nehirlerin kıvrımlı yollarında yol alan gözyaşlarım, diyorum.

Erimemeli, buzullar ülkesinden usumu zedeleyen aysbergler.

Yitirmemeli dengesini, aşkın mutsuzluğunu çelen harfler.

Sonra, methiyeler yağdırılmalı hafızamın uçup gittiği aşk bahçelerindeki deliliğe. Tıpkı, Erasmus gibi…

 

 

Bir alkış tufanı kopmalı o zaman yüreğimden. Zapt edememeli gem vurulmuş hücremdeki aşkın tılsımlı bakışlarını. Uykusuz gecelerden arda kalan bir damla gözyaşında boğulmalı belki de mutluluk. Yokluğun varlığında akan gözyaşlarında eriyip kaybolmalı sonsuzluğa aşk. Kaybolmalı ki, son vadide bir Anka kuşu gibi kanatlansın.

Değmemeliydi gözüm aşk defterine. Kızıl mürekkep akan harf seline kapılmamalıydı kelimelerim. Feryatlar yükselirken cümlelerden, sessizce seyretmeliydim sadece o cengi.

Aslında seyretmemeli yüreğim hüzün deryasına akan o selleri. Her damlasından yeni okyanuslar doğuyor, yani yeni hüzünler. Her hüzünden ise yeni aşklar…

 

 

Kıpkızıl bir alev yükseliyor buzul dağlarından. Aşkın kavurucu ateşi sarmalamış her yanı. Sanki yer gezegeni küçülüyor her geçen gün. Aşkın harı, kül ediyor her yanı. Bitip tükeniyor sermayem.

Aşk, mutsuzluğun firakında mı yeşermeli? Yoksa aşkın kutsiyetinde mi aramalı talihsiz yollarda savrulan kalpleri. Belki de her varlığın içine çöreklenen gizli bir aşk vardır fark edilemeyen. Kız Kulesi’ne sığınan aşklar gibi… Ayasofya ile bakışırken, masumiyetini seyretmeli o âşıkların.

Aslında, belki de aşk yoktur. Sadece bir hayal ve umut… Ya da Aragon’un deyimiyle belki de; “Mutlu aşk yoktur.” Sadece o aşkı, anlamlandırıp şekillendiren, içimizdeki duygu sellerinden taşan acı zerreciklerdir belki de. Aşk mutsuzluk mudur yoksa? Ya da mutsuzluğun mutluluğunda sonsuza biten hüznün acı silueti midir aşk?

Oysa kocaman bir aşktır umut. Onunla yaşar, onunla ölürsün. Her şey ondan neşet eder çünkü. Mutluluk ve mutsuzluğun kanatlandığı meydandır orası. Bulutları ağlatıp denizleri dalgalandıran senin yüreğin. Orada yan ve orada kül ol! Belki yeşerirsin o zaman nisan yağmurlarıyla.

Bir de, yürek seyri vurunca aşkın deliliğine, çaresiz kanatlanır talihsiz aşk meleklerin gölgesinde. Övgüler yağdırılır o zaman, aşkın pak ruhlu mezar lahitlerine. Harfleri okunamaz isimsiz aşk mevtalarının. Ağır ağır çıkarsın o zaman basamakları. Oluk oluk akan gözyaşlarınla yüzün olur perde perde. Hatırlarsın sen de “Göl Saati” ve “Piyale” şairini. Bir “merdiven” çekersin acı acı inleyerek. Bir mırıldanma alır götürür seni başka bir diyara. Dik bir rampadan çıkarken; -uzun yola ne hacet-, al sana merdiven:

 

“Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak…

 

Sular sarardı, yüzün perde perde solmakta

Kızıl levhaları seyret ki akşam olmakta…

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller,

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

 

Bu bir lisanı hafidir ki ruha dalmakta,

Kızıl levhaları seyret ki akşam olmakta.”

 

Öyleyse; kendine gel! Aşkına yönel! Mut(suz)luluk yurduna dön! Bil ki; “Mutlu aşk yoktur.” sevgili Aragon.

 


Yazar Hakkında

Yusuf Tosun


0 Yorum



İlk yorum yapan sen ol!


Cevap Yaz

(gerekli)