Meslek Yalanı

2
yayınlandı Aralık 2, 2013 by Sadi Evren Seker in Deneme

Siz bu yazıyı okurken dünya üzerindeki on binlerce üniversitedeki milyonlarca öğrenci bir sonraki sınavı geçmenin veya mezun olmanın kaygısı ile ter döküyor olacak. Binlerce kişi eğitimini aldığı mesleği aslında hiç istemediğini fark edecek ve yeni mesleklere yelken açacak.

Çok değil bir kaç ay içerisinde, aslında daha önce hiç var olmayan bir meslek çıkıyor ve bu mesleğin eğitimi onlarca üniversitede verilmeye başlıyor olacak.

En azından şimdiye kadar hep böyle oldu ve öğrenci sayıları, üniversite sayıları hep arttı, yeni mesleklerin çıkma süresi ise hep kısaldı ve hızlandı.

Peki nedir meslek? Bir insanın mesleği, onun niteliklerini sonuna kadar uygulayabildiği ve hatta niteliklerine nitelik katan, hem ruhunu hem zihnini geliştiren bir uğraş mıdır?

Ya da 4-5 yıllık bir eğitimin sonunda, ‘sen artık meslek sahibi oldun’  telkini ile alınan bir diploma mıdır?

 

Bir insanın mesleği bir anda değiştirilebilir mi?

 

Gerçekten bir meslek, kim olduğuna bakılmaksızın bir insana 4-5 yıllık bir eğitimle kazandırılabilir mi?

 

Bu soruların cevabını anlayabilmek için aslında mesleki edinme kavramını açmamız gerekiyor. Günümüzde meslekler, niteliksizleştirilmiştir. Yani mesleği kimin öğrendiğinin hiçbir önemi yoktur. Aynen bir makine gibi, insanları da taştan topraktan üretilmiş aptal birer varlık olarak gören bu niteliksizleştirme eğilimi sonunda, makinelere birer program yükleme eylemi gibi insanlara da mesleklerini yüklemektedir.

Oysaki her insanın kendisini biricik ve yegane yapan bir niteliği vardır. Gerçek eğitim bu niteliğin keşfi, insanın kendisini keşfi ve bu keşif ile dünyayı algılaması ve etrafındakilere faydalı olmayı öğrenmesidir. Gerçek meslek önce kendi varlığını sonra etrafındakilerin varlığını keşiftir, hiç bitmeyen bir yoldur ve bu yol herkes için farklı çizilmiştir.

Günümüzde ise herkese aynı eğitimin verilmesinin amacı eğitimi ve insanları nitelikten uzak sadece birer sayı olarak, birer nicelik olarak görme eğilimidir. Bu sayede insanlar hem kendilerini sorgulamaktan hem de etraflarını sorgulamaktan uzak, mekanik birer varlığa dönüşmekte, kendilerine verilen ve aslında hiçbir zaman anlamadıkları, hayatları ile bağdaştıramadıkları bilgileri akıllarında tuttukları ölçüde kendilerini eğitilmiş saymaktadırlar.

 

 

Zekanın ölçüsü bile anlamsız ve gereksiz, hiç kavrayamadığımız bilgilerle bize sunulmakta. Şöyle bir bakın, zeka ve zeki insan nasıl pazarlanıyor. Televizyonlarda insanlara futbol maçlarının skorları, roman ve yazar isimleri, kelimeleri oluşturan harfler, birer yarışma şeklinde soruluyor. Hiç okumadıkları yazar ve roman isimlerini bildikleri için bu insanlara zeki, başarılı, bilemeyenlere ise başarısız unvanı veriliyor. İnsanlar televizyonları başında bu yarışmaların sorularını bilerek kendilerini zeki ve mutlu sanıyorlar. Oysaki zeka yarışmalarının kaçında gerçekten bilgi var? Üniversite sınavında, üniversitedeki sınavlarda, insanlara yüklenen ve aslında eşeklere yüklenen kitaplardan farkı olmayan bilgiler sorulmakta ve bilenler başarılı, bilemeyenler ise başarısız kabul edilmektedir.

Gerçekse çok farklıdır. Aslında alınan diplomalar her geçen gün anlamsızlaşmaktadır. İlk orta ve lise eğitimlerinin içi boşalmakta, çaresizce her geçen gün daha az bilgi ve daha az keşif ile bilgiyi daha az özümsemiş bireyler üniversiteye girmekte, bozulan üniversitedeki öğrenci kalitesi, üniversitedeki eğitimleri anlamsızlaştırmakta, sonunda da üniversite anlamsızdır dedirtmektedir.

 

Bir defa, üniversitedeki her bölümün bilimsel bir dayanağı olmalıdır. Mesela bilgisayar bilimleri, uygulamalı matematik; endüstri mühendisliği, istatistik; makine mühendisliği, fizik; tıp, biyoloji; işletme ise iktisat ve iktisat da matematik olmadan düşünülemez. Her bilim ise sonuçta dönüp dolaşıp felsefede toplanır. Yani bütün bilimlerin özü, kökü felsefedir.

 

Gerçekten de her çiçeğin özü gibi, her bilimin de bir özü vardır, bir felsefesi vardır.

Bu öz, hem keşfedenin başını döndürür, hem bağımlılık yapar, hem de bireyin etrafındaki her şeyi bu pencereden görmesi gibi bir hastalığı beraberinde getirir.

Daha da derinleşince aslında her bilimin özünün, aynı olduğu anlaşılır. ‘Bütün bilimler tektir ve cahiller onu çoğaltmıştır’ lafı anlaşılır. İşte çok farklı isimlerle anılan bu öz, kimisine göre felsefedir, kimisine göre ise marifettir.

Sabahtan akşama kadar demir döven bir demircinin, bütün dünyayı dövdüğü demirlerle anlayabilmesi ve anlatabilmesi, bir çay ustasının çaya gösterdiği hürmetin hayatının özü olması, veya bir matematikçi ile müzisyenin aslında aynı şeyleri yapıyor olması işte hep bu özdendir.

***

Kimileri felsefeyi gereksiz görmüş olabilir. Bunun sebebi gerçek felsefe yerine, bozulmuş olan felsefeyi görüyor olmalarıdır. Aslında bozulma ne lise veya üniversitedeki eğitimi ne de kişilerdedir. Bunlardan çok önce felsefenin kendisinde başlamış ve hala devam etmektedir. Örneğin günümüzde felsefe bölümleri birer felsefe tarihi eğitimine dönüşmüş ve  sadece geçmiş filozofların görüşlerinin okutulduğu, veya insanların beynine yüklendiği bölümler olmuştur. Son on yılda, kaç tane yeni fikir kaç yeni akım kaç yeni matematik çıkıyor diye sormayacağım, günümüzde Platonu okutanlardan kaçı gerçekten Platon’u anlıyor diye sormak yeter. Bir insan anlamadığı bir şeyi nasıl anlatabilir?

 

İşte bütün bilimlerin kökü olan ve hepsini besleyen felsefe bozulduktan sonra, artık ağacın köksüz kalması gibi önce yapraklar solar, meslekler meyve veremez olur sonra da dalları teker teker kurur. Aynen şu anda mesleklerin kısır birer döngüye girmesi, yeni şeyler üretememesi, eğitim dallarının kuruması ve içinin boşalması gibi.

***

Pekiyi çözüm nedir?

Çözüm öncelikle farkına varmaktır. Çağımızın hastalığı uyur gezerliktir, hatta o kadar uyur gezeriz ki bizimle alay edercesine, bizi, bize zombi filimleri izleterek zombiye çeviriyorlar.

Öncelikle derin uykudan uyanmak ve her bireyin yegane ve biricik olduğunu, bizim hiç kimseye benzemediğimizi anlamalı ve bizi farklı kılanı bulmalıyız. Herkes gibi giyinmek, herkes gibi konuşmak, herkes gibi televizyon izleyip herkesin yaptıklarını yapmak bizi biz olmaktan çıkaran ve herkes gibi yapandır. Herkesin aldığı eğitim veya herkesin sahip olduğu bir meslek değil, bizi biz yapanı bulmalıyız.

İkincisi sormayı öğrenmeliyiz. İlk okuldan başlayarak gerekirse her harfi ve her sayıyı sorgulamalı ve anlamlarını öğrenmeliyiz. Altında yatan felsefeyi anlamalıyız. Gerçekten de her harf ve her sayıyı temsil eden işaretlerin çok derin dini ve felsefi anlamları vardır. Bu anlamları araştırmalıyız, ‘a’ harfi nereden geldi anlamı nedir? ‘1’ sayısı nereden geldi anlamı nedir sormalıyız. Kelimeleri sorgulamalı ve anlamalıyız, ancak bu sorgulamalarla işin özüne inebiliriz.

Şimdilerde üniversiteyi bitirmiş bir genci çevirip lisede aldığı matematik eğitiminden, edebiyat, fizik veya coğrafya eğitiminden bir şeyler sorsanız çok büyük ihtimalle çoğunu bilmez. Çünkü bu eğitimin kendisi için tek amacı, üniversiteyi kazanmak ve para kazanılan bir meslek sahibi olmaktır. Yani aslında meslek paraya giden bir yoldur.

Oysaki bir mesleği para kazanmak için edinmek, paranın kölesi olmayı baştan kabul etmektir. Doğrusu ise paranın mesleklere köle olmasıdır.

Pekiyi bir genç, üniversiteyi bitirene kadar, lisedeki bilgilerinin çoğunu niçin unutuyor olabilir?

Elbette özümsemediği, felsefesine, özüne inemediği için. Örneğin matematikteki her işlem aslında arkasında bir mantık, onun arkasında da bir felsefe barındırır. Her gün konuşurken, etrafımıza bakarken gördüğümüz çok sayıda şeyi, yaptığımız çoğu eylemi sembolize eder. Ancak, bunlarla bağlantısı kurulmadan öğrenildiği, daha doğrusu makinelere program yükler gibi bu bilgiler beynimize yüklendiği için ruhumuza hiç dokunmadan uçup gider bütün bu bilgiler.

 

 

İşte farkına varmak ve sorgulamak adımlarından sonra üçüncü aşamada, bulunan cevapların özümsenmesi adımı gelir. Yani, öncelikle, kendimizin ve her bilginin bir özünün olduğunun farkına varacak, ardından etrafımızı sorgulamaya, keşfetmeye başlayacak sonra da bedenimiz veya cesedimizle varlıkları algılamanın ötesinde, zihnimizle algılamanın da ötesine geçecek ve ruhumuzla algılamaya çalışacağız. Ancak bundan sonra o bilgi bizimdir ve bir daha asla unutulmaz, bırakın unutmayı o bilgi ile nefes alır, o bilgi ile görür ve anlarsınız. O bilgi, zihninizin bir uzvudur artık.

Hani derler ya eşyanın da bir hakikati vardır diye. Bu hakikat hep gözümüzün önündedir ve hep bir eşya halini almıştır; artık bazıları için her ders anlamsız bir yük iken bazıları için her eşya bir ders olmakta, her ders ise bir kapı olmakta, hayatın ve ruhun farklı alanlarına açılmaktadır.

Herkese kendisini ve hayatını sorguladığı, yaratılışından gelen ve herkesten ve her şeyden farklı olan niteliğini bulacağı, bilgiye ve eşyaya sadece bedeni ve zihni ile değil aynı zamanda ruhu ile dokunacağı bir meslek dilerim. Ve umarım çağımızın niteliksizleştirme yollarından olan mesleklerden ve bu meslek eğitimlerinden kendinizi sıyırabilirsiniz.

Son söz olarak, şayet farkına varmaya ve sorgulamaya başladıysanız, buraya kadar anlatılan meslek kelimesini de sorgulayın ve kökünün süluk (yol anlamında) olduğunu bulun ve kendi yolunuza kendi ruhunuz ile koyulmaya başlayın. Kendi yolunuzu yürüyün, kendinizi ve etrafınızı keşfedin ve etrafınızdakilere sadece sizin verebileceğiniz faydayı meslek edinin. Çünkü aslında bütün insanlığın, hatta daha doğmamış insanların bile ihtiyacı, sadece sizde olan ve sadece sizin verebileceğiniz ve sadece size verilmiş o farkınızda.

 

Kelam dergisindeki ilk yazım olan ‘çağımızda seyr-ü kelam’ başlıklı yazıda koymuş olduğum aşamalardan ikinci aşamayı, yani ‘çağımızdaki meslek yalanını’ da dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık. Bir sonraki sayıda, üçüncü aşama olan ‘çağımızın eğitim problemlerinin özüne’ değinmeye çalışacağım.

 

 

 


Yazar Hakkında

Sadi Evren Seker


2 Yorumlar


  1.  
    Çağrı

    Hocam ağzınıza yüreğinize sağlık, hani o kadar güzel tarif etmişsinizki, şiir okurken bir insan nasıl “işte bu” der, aynen öyle dedirttiniz, ve çok doğru olan; bizim de hissettiğimiz ama dile getiremediğimiz doğruları serdetmişsiniz. Allah eşyanın hakikatına bütünü ile vâkıf olmayı nasip eylesin inşallah.




  2.  
    Tuğçe Büşra

    Elinize yüreğinize sağlık…
    ” Çözüm öncelikle farkına varmaktır. ” çok hoş bir özet…
    farkındalık… öyle acaip bir kelimedir ki bu…





Cevap Yaz

(gerekli)