Hayat ve Umut

0
yayınlandı Aralık 2, 2013 by Sait Tapan in Deneme

Her geçen günü biraz daha büyüyoruz. Hissettiklerimizle başkalaşıyoruz. Delikanlılık denilen düşünmeden atlama, yerini  daha derin düşünüp serinkanlılığa bırakıyor.  Çevremizden de öyle bir beklenti var nitekim. Her ne kadar şimdiye kadar kulağımızdan eksik olmayan anne-babanın meşhur  -artık kocaman oldun- sözüne aşina olsa da kulağımız derinlerden bir yerden gelen sesin şimdi daha temkinli olmamız gerektiğini duymuşuzdur. Çocuktur olur, gençtir normaldir sözlerinin geride kaldığını biliyoruz mesela. Özellikle insan öğrenciyken bunu bulunduğu konum itibariyle pek hissetmese de üniversitenin son iki yılında bir şekilde geleceği düşünme, planlama ve daha makul istekler duymaya başlar. Açıkçası bende öyle olmuştu. Son sınıfta ne, nasıl olacak demeden pek uyumak eskisi gibi mümkün olmuyordu mesela. Her zaman bir b planı yapma gereksinimi ile uzayan düşünceler…

Üniversitenin ilk sınıfındaki öğrencilerin çoğu ya akademisyendir ya bölüm başkanıdır ya da alanının önde gelen şirketinin CEO’sudur on sene sonra! Lakin öyle olmadığını grafikler söylüyor, konuşmaya bile gerek yok. Makul istekler, makul hayaller nedense biraz pişince aklına geliyor insanın. Tabi ki bu hayal kurmanın veya idealist olmanın yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Sadece makul olmak… Tüm mesele bu.  Aslında okuldayken ara sıra konuşurduk ileriki yıllarda ne yapmak istediğimiz nerede olmak istediğimiz hakkında. Genelde akademisyenlik konuşulur bölümümüzde. Okulda kulüp ve asistan öğrencilikten dolayı daha rahat ortamlarda, kısacası yapmacıklığı gerektirmeyen ortamlarda, konuşma, sohbet etme, gezme, iş yapma,  yemeğe çıkma fırsatını yakaladığım hocaların masumiyetine gülesim gelirdi. İlmine saygı duyarım, ama ilim tek başına yeterli olsaydı açar kitabımızı okurduk.  Sanırım kitapların da karakteri yok, insanlara ihtiyaçları var, okul bunu gösteriyor.
Her şeyin başında dürüst olmak var. Biraz da kendi adımıza konuşacak olursak biz çok mu masumuz? Yani mükemmel miyiz? Hayır değiliz kimsenin bilmesini istemediğimiz nice kusurumuz var. O halde olduğu gibi görünmek veya göründüğü gibi olma sonucuna varıyoruz. Kabul edilmek, takdir edilmek, beğenilmek ve alkış tutulmak için maske kullanmaya gerek duymak; veya ben buyum, eğer beni kabul edeceksen, beni seveceksen, böyle sev dürüstlüğünü göstermek olmak üzere iki şık.

 

Dünyanın ne kadar karışık –biraz ağır olabilir, kusurum affola- tiksindirici olduğunu görmek mi istiyorsun? O zaman insanlara karış ve onlarla birlikte bir süre iş yap, çalış. İşte o zaman afallıyor insan. Kuyu kazmadan, arkadan çekiştirmeye, şaka ile karışık aşağılamaya daha neler neler…  Özellikle mektepli olmanın verdiği bir fikirle dünyayı biraz pembe, dünyalıyı biraz fazlaca dürüst görüyoruz. Ya şu tüm boğuşmacalara ne demeli? Politika mı desek? Âkil insanlarımız her gün mecliste yaka paça değil mi? Her mikrofonu kapan selefini tekzip ettiğine göre sıddık kim o zaman? Yüzde bilmem kaçımız Müslüman diyerek övündüğümüz memleketin iş ve işçilerin içler acısı durumunu ille yaşamak mı gerek? Hacı emmi olmak yetiyor mu mesela? Elinin altında çalışan işçisinin sigortasını tüm vicdan sahipleri! yaptığına göre bu ülkedeki çalışan kesimin neden %50’sinden fazla sigortasız çalışıyor? Vatan sana canım feda demek yetiyor mu ki vergi vermemek için türlü bahaneler ve kılıflar üretiliyor? Ya da ülküdaşlık milli maçtan sonraki derbiye kadar yetiyor diye mi farklı renkten formayı giyenin canına kast ediyoruz?  İşçi ölümlerinde Avrupa birincisi ve dünya ikincisi olma başarımızı neye borçluyuz? 2002’den bu yana 50 bin ölüme yaklaşan trafik kazasını nasıl açıklayalım? Sorun her sene aynı çıkan ehliyet sınavı soruları, mı yoksa ehliyetini kapıp yollarda kendini kaybeden sürücümüz mü? En tuhafı ne biliyor musunuz? Eğitimli deyip içine atladığım meslektaşlarımın odasını –öğretmenler odası- sohbetlerini ve birbirini çekememezlikten tut ufacık bir kıdem üstünlüğüne kadar, tüm bunları görünce şaşırıyor işte insan. Gerçekçi olalım mı? Üzgünüm ama gerçekten dünya çok zor bir yer. Ve hissediyorsun zaten yaşımızla birlikte giderek artan sorumluluklarımız, ciddi planlarımız…
Her geçen gün biraz daha yaşlanıyoruz. Tecrübelerimiz, tebessümlerimiz, düne bakışımız… Geçmişime bir sinema perdesi gibi bakarken kendimi alamıyorum gülümsemekten. Ne kadar telaşlı ne kadar acemice başlıyoruz her değişime? Oysaki her basamak bir diğerine çıkmak için birikim oluyor yine de bocalıyoruz. Açıkçası bu değişim okuyanlar için üniversite bitince, inşallah mesleğe de başlarsan, başta sen olmak üzere ailenin ve çevrenin bakışı, değerlendirmesi kısacası her şeyde bir değişmeyi fark edeceksin.  Biliyorum biraz kasvetli, biraz buruk bir yazı;) Ama umut umut umut… Daima umut, hep umut. Gereken bir şey var bize sadece “Ayağımızı sağlam basmak, ayaklarımızın sabit olması” Yüreğinizin götürdüğü yere, ayağınızın sağlam olması dileğiyle… Vesselam.

 

 

 


Yazar Hakkında

Sait Tapan


0 Yorum



İlk yorum yapan sen ol!


Cevap Yaz

(gerekli)