Bu Şehir

0
yayınlandı Aralık 2, 2013 by Yusuf Tosun in Öykü
falanca1-577x450

Bu şehir içimde kanıyor.

Karıncalar misali akıyor kalabalıklar beynimin kaldırımlarından. Kayıyor ha bire gölgeleri ayaklarımdan. Meçhul bir hedef tutturmuş yürekleri. Sessiz bir yürüyüş var, sonsuza doğru akıp giden.

Acı bir ıslık var hüzünle dudaklarından dökülen. Bin bir parça suratları insanların. Buruk bir sevda tütüyor burunları. Bütün mahlûklar mahzun ve de biçare bu şehirde.

Sanki kiremit taşlarıyla kaplanmış bu metropolü, bulutlardan seyrediyor gönlüm. Çatıları aşan sadece minareleridir bu şehrin. Buruk bir gururla yükseliyor dimdik başları. O güzelim beldeye tanıktır bu şehrin davudi melodileri.

Milyonların yaşadığı bu diyar, yalnızlık kokuyor: sokakları tenha, caddeleri yalnız, mabetleri kimsesiz, meyhaneleri sakisiz, gazinoları tatsız… “insanların arasında yalnız kalır insan.” Bu koskoca âlemde yalnız yaşar insan. Her tarafı, bir ölü sükûtu kaplamış sanki. Bıçak sırtında bir sessizlik hâkim bu kalabalıklar yığınına.

Hüznü, acı acı soluyup, dert yanan bu şehir, yılların yüküyle boynu bükük bir vaziyette. Geçmişten geleceğe ağır bir mirastır sırtında taşıdığı. Acı ve kahır dolu bir miras…

Dudaklarında delifişek bir tutkuyla heyecan yaratan bu diyarın zencilerine, bir mezardır bu kültür(!) havzası. Sert, haşin ve aynı zamanda merhamet dolu topraklardan göçüp, kutsalı başlarında taç yapan esmer bakışlar; bu hazinelerin yitirilmiş başatlarıdır. Hiçbir zaman ifade edilemeyecek olan bu acı itiraftır, hala o yüreklerin hararetini dindiremeyen.

 

 

Bu şehrin geceleri, günahtan gömlekler giydirir insana. Temiz fıtratları, o kahpe elleriyle kirletir bu şehir. Çünkü geceler, günahlara gebedir bu hantal dağların dipsiz kuyularında.

Kışın yalancı baharları gibidir bu şehrin gündüzleri. Gözlere vurulan çala kalemle, çirkinlikler okşayıcıdır bu mekânda. Gündüzler örter gecelerin pis kokularını. Geceden arta kalan günahlar perdelenir. Adeta münkire tevessülün, nedameti gizlidir bu şehrin gündüzlerinde.

Sabahlarını da anmak istemem bu yerlerin. Oburluktan kamburlaşan günahların suçluluğu var üzerinde. Güneş, nur saçarken bu tarlanın son başaklarına, yeni günahlar için uyanır bu beldenin zehirli yılanları. Yeni oyunlar tezgâhlanır kuyruk sallayışlarında.

Aşkın, anlam buharlaşmasına uğradığı yalancı cennetlerdir bu bahçeler. Aşk, fuhuşlaşan bir meta olarak süsler kararmış vitrinleri. Masal kanunlarının fermanlaştığı bu sanal âlemde, bütün siteleri yangın alevi sarmış gibi.

Bu şehir, öz evlatlarını bir yetim olarak koynunda taşıdı bunca zaman. Ürkek, çekingen, güven bunalımına uğramış birer mahlûk olarak gözükmektedir bu diyarın melekleri.

“Şehir asla unutmaz.” Oysa biz çoktan unuttuk bu şehri. Yüreğimizle yağmaladık göz nuruyla bezenmiş bu kordonu. Her tarafından feryatların yükseldiği bu şehir, asla unutmuyor bütün yaşananları.

Bir bir dokunurken mutluluk kilimi, ufukta beliren güneşin karabulutlarla örtülmesine tahammül yok artık.

Anılar, bu vadide gözleri oluk oluk ediyor. Bütün nehir yataklarında canlanan bir hayat serüveni saklıdır o kayda geçmeyen filmlerde: Sevgiler, sevgililer, hüzünler, aşklar… bir barut fıçısı gibidir o şehrin anılarında.

Arabesk bir hayat var bu şehrin meydanlarında. Mozaik bir kültür hâkim kalabalıklara. Sarkacın bir uç noktasını temsil ediyor metropolün varoşları. Diğer uçunda ise varsıllar… Mutedil hayat yok gibi.

Velhasıl; bu şehirde yaşamak acı veriyor insana. Acıysa mutluluğa akıyor. Mutluluk da içimize…

İşte böyle… Bu şehir içimde kanıyor.

 


Yazar Hakkında

Yusuf Tosun


0 Yorum



İlk yorum yapan sen ol!


Cevap Yaz

(gerekli)